Gönülden Akan Taze Mürekkep
  Kültürel Miras ve Avşar Boyu
 
                   Kültürel Miras ve Avşar Boyu
           Kültür toplumların yaşayış, düşünüş ve inanış biçimlerinin tamamıdır. Kültürlerin oluşması yüzyıllar içerisinde gerçekleşir. Kültürel miras ise insanlık tarihinin başlangıcından bu yana daha kaliteli bir yaşam sağlamak için, insan’ın yaratıcılığı ve toplumlararası etkileşimler sonucunda ortaya çıkan kültürel değerlerin birikimidir. Kültürel miras somut kültürel miras ve somut olmayan kültürel miras olmak üzere iki ana başlık altında incelenebilir.
 
Kültürel mirasın korunması insanların geçmişlerini bilmeleri açısından önemlidir. Bu mirasın korunması geçmişte bunları oluşturan insanlar vefa gösterme adına da önemlidir. Aynı zaman da insanların kendi öz değerlerini tanıması köklerine sahip çıkması millet olarak devamını sağlaması adına önemlidir.
 
Somut olan kültürel miras yerinde sabit olan, değişime uğramayan yapılardır. Örneğin camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, kiliseler,….v.b.’dir. Bunların korunması somut olmayan kültürel mirasın korunmasından daha basittir. Restore edilmeleri ve tahribata uğramalarını engellemek mümkündür.
 
"Somut olmayan kültürel miras toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler -ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekanlar- anlamına gelir.”      (Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, 2003) Yani bireylere bağlıdır. Bu yüzden korunması somut olan kültürel miras kadar kolay değildir.
 
İşte somut olmayan kültürel mirasın korunması adına 2003 yılında UNESCO tarafından hazırlanan bir sözleşme imzalanmıştır. Halkbilimin çalışma konuları içinde bulunan ürünlerin küreselleşmenin tek biçimlileştirme tehlikesine karşı korunmasına yönelik uluslar arası bir sözleşmedir. Bu anlaşmaya göre, kültür mirası dediğimiz manevi varlıklar, ‘Uygulaması, bilgi dağarcığı ve temsiliyeti sürekli değişirken, bireylere, topluluklara ve toplumların her kademesine dünyayı belli bir etik ölçüt ve değerler sistemi süzgecinden geçirerek kavramak, dolayısıyla yapılandırmak olanağı tanıyan, yaşayan bir bütündür’, tümcesiyle tanımlanıyor. (Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, 2003). Dünyanın manevi kültür varlıklarını bozmadan sürdürmenin koşulu, ülkelerin kültürel mirasına küresel bir bakışla yaklaşmak, maddi ve manevi varlıklar arasındaki dinamik etkileşimle derin bağımlılığı göz ardı etmemek, olarak konulup, ulusal hükümetler, yerel yönetimler, bilimsel ve eğitimsel kurumlar, sivil toplum, kamu ve özel yönetim örgütleri, medyalarla birlikte, kültür mirasının korunmasına yönelik ortak ve birbirlerine danışarak çalışmaya çağrılıyor.
Kültürel mirası oluşturan unsur toplumdur. Türk toplumu da göçebe hayatı benimsediği dönemde boylar halinde yaşarmış. İşte Türk kültürünün oluşmasında bu boyların önemi çok fazladır. Her boyun kendine ait bazı kültürel değerleri vardır. Asıl itibariyle Türk kültürü bu boyların kendine ait kültürel öğelerinin tamamını kapsar. Bu yüzden Türk kültürüne bakarken bu boylara bakmak oldukça önemlidir.
 
İşte bu Türk boylarının en büyüklerinden biri Avşar boyudur. Avşar boyunun evlenme geleneği, yemekleri, kilim desenleri, oyunları ile Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Özellikle yerleşik hayata çok geç geçmiş olmaları onlara ait kültürün somut olmamasına sebep olmuştur. Bu yüzen bu boyadan bize kalan kültürel mirasın korunması için çalışmalar yapılmalıdır. Bunu bu boya ait olan unsurların toplanmak ve yaşatmakla mümkündür.
 
Bu çerçevede sanal ortamda bir internet sitesi hazırlanmıştır. Ancak bu site yetersizdir. Çünkü sadece teorik olarak bu bilgileri edinmiş olmak o kültürü korumak manasına gelmez. Bu yüzden boya ait olan kültürel unsurları içinde barındıran bir tanıtım çalışması gereklidir. Bu çalışma günümüzde Avşar boyunun hayatını devam ettirdiği yörelerde tanıtım çadırları hazırlamakla mümkün olabilir.
 
Öncelikle bu çadır Avşar boyuna has çadır yapısıyla yapılmalıdır. Bu çadırlarda Avşar boyuna ait yemekler, giysiler, kilimler tanıtılıp, Avşar boyunun evlenme adetleri, cenaze merasimleri, seyirlik oyunları tanıtılabilir. Aynı zamanda Avşar boyuna mensup âşıkların şiirleri yazıya geçirilip bu çadırlarda âşıkların hayatıyla birlikte insanların hizmetine sunulabilir.
 
Bu çadırların birisinde Avşar boyuna ait yemeklerin tarifleri yazılıp fotoğraflarıyla birlikte camekanda verilebilir. Aynı zaman yemekler yapılıp gelen ziyaretçilere sunulabilir. Zengin Türk mutfağının dışında Avşarlara özgü yemekler de bulunmaktadır. Avşarların gelir kaynağı daha çok tarım ve hayvancılığa dayalı olduğundan yemekleri daha ziyade tarımsal ve hayvansal ürün ve malzemelerden hazırlanmaktadır .Bu çerçevede hazırlanabilecek Avşar boyuna ait yemekler şunlardır:
 
“Toğga
Malzemeleri: Döğme(yarma), yoğurt, un, sarımsak, yağ, nâne
Yapılışı: Öncelikle döğme haşlanır. Yoğurt ayran şekline getirilerek ateş üzerine konulur. Döğme, biraz un içine konularak devamlı karıştırılır. Nâne, döğülmüş sarımsak, yağda kızartılarak yemeğin üstüne dökülür. Döğme ve ayran karışımı çorbanın kaynayıncaya kadar karıştırılması gerekir. Hafiften kaynatılarak servise sunulur.
Sütlü Bulgur Çorbası
Malzemeleri: Bulgur, süt
Yapılışı: Az miktar su kaynadıktan sonra bulgur içine atılır ve 10-15 dakika kadar kaynatılır. Bulgur kaynadıktan sonra biraz süt ilave edilerek süt ile de bir iki taşım kaynatıldıktan sonra servis yapılır.
 
Karışık Çorba
Malzemeleri: Nohut, kuru fasulye, yeşil mercimek, bulgur, patates, soğan, yağ, salça ve nane
Yapılışı: Kaynayan suya nohut, fasulye ve mercimek atılır. Daha sonra bulgur ilave edilir. Biraz daha pişince patates doğranır. Patatesler yumuşayınca çorba ocaktan alınır. Üzerine yağ, soğan, salça ve nâne dökülür.
 
Erişte Çorbası
Malzemeleri: Un, yumurta,yağ, salça
Yapılışı: Eriştenin yapılması için un, yumurta, tuz ve su hamur haline getirilerek yoğrulur. Hamurdan beziler yapılarak oklava ile bu beziler açılır. Açılan hamurdan ince ince dilimler halinde erişte kesilir.
Çorbanın yapılışı ise; bir tencerede kaynayan suya bir kaşık tuz ilave edilerek erişteler eklenir ve 5 dakika kaynatılır. Üzerine yağ , salça, nâne ile yapılan sos ilave edilir. İsteğe göre limon eklenir. Erişte çorbasının mercimekli olanı da hazırlanır. Bu çorba eskiden baş ağrısı ve soğuk algınlığına karşı ilaç olarak da kullanılmıştır.
 
Tarhana
Malzemeleri: Döğme, katık(torba yoğurdu), yağ, nâne, sarımsak
Yapılışı: Yaz aylarında buğday hasadından sonra çıkarılan buğdaydan önce döğme yaptırılır. Kazanlarda kaynayan suda döğmeler haşlanır. Haşlanan döğme kazandan çıkarılarak soğuduktan sonra katık ile yoğrulur. İsteğe göre ne kadar ekşi olması isteniyorsa o kadar bekletilir. Daha sonra ufak parçacıklar halinde avuç içinde şekillendirilerek güneş gören damlarda kurutulur. Kış için hazırlanan bu tarhanalar torbalara konularak kış günlerinde pişirilir. Çorbanın yapılışı ise; akşamdan sıcak su ile ıslatılan kuru tarhanalar el ile ezildikten sonra yeteri miktarda su konur ve kaynayıncaya kadar karıştırılır. Kendi kendine bir taşım daha kaynatıldıktan sonra üzerine kızgın yağ, nâne ve sarımsak ilave edilir.
Tarhana eskiden beri yapılan ve sevilen bir yemek çeşidi olduğu gibi üzerine söylenmiş mâniler de vardır;
 
 
 
Tarhana tartar
Karnımı yırtar
Ah gidi bulgur
Gel beni kurtar
 
Tarhana tartar
Karnımı yırtar
Baklava börek
Gel beni kurtar
 
Tırşık
Malzemeleri: Gavur pancarı, döğme, un, yağ ve yoğurt
Yapılışı: Dağdan toplanan yılan pancarı veya gavur pancarı ufak ufak doğranır. Tuzla ezilerek ufaltılır. İçine döğme konularak biraz haşlanır. Yoğurt ayran yapılarak üzerine dökülür, biraz da un katılır. Üstü bastırılarak akşamdan sabaha kadar bekletilir. Ekşidikten sonra tekrar pişirilir. Tereyağ ile yağlanarak yenir.
 
Mercimekli Avşar Pilavı
Malzemeleri: Bulgur, yeşil mercimek ve tereyağ
Yapılışı: İlk olarak mercimek haşlanır. Kaynayan mercimek içine bulgur ilave edilir. Pilav suyunu çekince tereyağ eritilir ve pilavın üzerine dökülür.
Geleneksel bir yemek özelliği taşıdığından Avşarlarca sevilerek yenir. Düğünlerde çokça yapıldığı gibi turşu ile beraber sac ekmeğinin içine dürülerek yenmesi meşhurdur. Üstüne bir çok mâniler söylenmiştir;
 
Pilav pişirdin yavan
Üstüne dildim soğan
Ben askere gidiyom
Uyan Halimem uyan
Bulguru haşladım
Yemeğe başladım
Asker yarim gelince
Ağlamaya başladım
 
 
 
 
Kabak Çiçeği Dolması
Malzemeleri: Kabak çiçeği, soğan, sarımsak, tereyağ, pirinç veya bulgur, salça
Yapılışı: Kabak çiçeği sabah erkenden toplanır. Kenarları temizlenir. Bir kap içerisine bulgur veya pirinç, salça, rendelenmiş soğan, maydanoz, sıvı yağ, yeteri kadar tuz konarak iç hazırlanır. Hazırlanan içlerden birer kaşık kabak çiçeklerine konarak kapatılır. Tencereye dizilerek sıcak su konur ve pişirilir. Pişen dolmalar tabaklara alınır ve üzerlerine sarımsaklı yoğurt dökülür. Yoğurdun üzerine eritilmiş tereyağ gezdirilir.
 
İçli Köfte
Malzemeleri: Kıyma veya patates, bulgur, un, maydanoz, salça, yağ, soğan, karabiber
Yapılışı: Ufak bulgur önceden ıslatılır. İki üç saat bekledikten sonra un ve yeteri miktarda tuz ile yoğrulur. İsteğe göre hamurun içine nâne, karabiber ve kırmızı biber eklenebilir. Kıyma veya haşlanıp soyularak ezilen patates, soğan, biber, salça, yağ ile kavrulur. Diğer kapta hazırlanan hamurdan ceviz iriliğinde parçalar koparılır ve baş parmak yardımıyla ortaları açılır. Hazırlanan içten bir kaşık konur ve kapatılıp yuvarlatılır. Kaynayan suyun içine atılarak haşlanır. Köfte üzerine sudan çıkardıktan sonra ekşi, sarımsak ve salçalı yağ dökülür.
 
Sıkma Köfte
Malzemeleri: Patates, bulgur, soğan, salça, maydanoz ve yağ
Yapılışı: Patatesler ve bulgur ayrı ayrı kaplarda haşlanır. Soyulup ezilen patatesler bulgur ile yoğrulur. Diğer tarafta yağ, salça, soğan ve maydanoz ile hazırlanan sos da ilave edilerek yapılan karışım elde sıkılır ve tabaklara dizilir.
 
Höllük(Gildiz)
Malzemeleri: Fasulye, nohut, mercimek, bulgur, un, soğan, sarımsak, biber, nâne, ekşi
Yapılışı: önceden ıslatılan ufak bulgura un, rendelenmiş soğan, tuz, biber, nâne atılarak iyice yorulur. Kıvamına gelince küçük küçük nohuttan biraz büyük olarak kopartılarak yuvarlatılır. Höllük yapıldıktan sonra haşlanan fasulye, nohut ve mercimekten birisi içine atılarak kaynatılır. Bir tava içinde yağ, biber, sarımsak kızartılarak pişen yemeğin üzerine dökülür. İsteğe göre ekşi de atılabilir.
 
Hingel Mantı
Malzemeleri: Un, yumurta, peynir ya da patates, soğan, salça, yağ, biber
Yapılışı: Açılan mantı hamuru büyük kareler halinde kesilir. İçine ezilmiş soğanlı, biberli peynir yada kavrulmuş patates konup, üçgen şeklinde kapatılır. Bunlar suda haşlanır. Suyu süzülerek üzerine tereyağı yakılıp dökülür.
Normal mantılarda ise mantı sulu ve yoğurtlu olarak iki türlü yapılır.
Kömbe
Malzemeleri: Un, maya, tereyağı, yumurta, sulu yoğurt
Yapılışı: İlk olarak hamur kulak memesi yumuşaklığında olacak şekilde maya ile yoğrulur. Hamur mayalanınca merdane ile açılır. Eritilmiş yağdan hamurun üzerine sürülür. Yağ içte kalacak şekilde rulo yapılır. Rulo bir uçtan başlayıp öbür ucuna kadar dürülür. Elde edilen bezi tekrar açılarak önceki işlem tekrar edilir. Bu sefer hamur biraz kalınca açılır, tepsiye olduğu gibi konur üzerine bir iki kaşık sulu yoğurtla bir yumurta çırpılıp sürülür. Çatalla süslenir. Üstü kızarıncaya kadar fırında pişer. İçlisi de yapılabilir.(patates, peynir, ıspanak)
 
Bazlama
Malzemeleri: Un, tereyağ,
Yapılışı:Kömbe gibi açılan hamurun içi yağlanır. Rulo yapılarak normal sacda pişirilir
 
 
Soğanak Böreği
Malzemesi: Soğanak bitkisi, un, yağ,
Yapılışı: Soğanak ilkbahar mevsiminde çayırlarda yetişen bir bitkidir. Un hamur yapılarak ekşimesi için bir süre bekletilir. Soğanak haşlanıp yağda hafiften kavrulur. Hamur küçük parçalara ayrılarak el büyüklüğünde, oklava ile açılır. Yarı tarafına soğanak konularak diğer yarısı üstüne getirilip kapatılır. Kenarları bastırılarak birbirlerine yapışması sağlanır. Bunlar sac üzerinde kızartılır.
Aynı şekilde peynirli, patatesli, ıspanaklı börek de yapılır.
 
Tutmaç(Dutmaç)
Malzemeleri: Un, mercimek, sarımsak, biber, reyhan, limon tuzu
Yapılışı: İlk olarak hamur oklava ile yufka halinde açılarak, mercimek gibi kesilir.Bu kare de olabilir. İyice kaynatılır. Biber, reyhan yağda kızartılarak üzerine dökülür. Limon tuzu da atılır. Etli ve mercimekli de olabilir.
Tutmaç üzerine söylenmiş bilmece ve mâniler de söylenir:
 
Dedem eşeğe binmiş, ayakları salkım salkım
Kele gelin kele gelin
Gelinden örnek alın
Gelin bir dutmaç kesmiş
Camız gözünden kalın
 
 
Guymak(Püşürük, Dolaz, Bulambaç)
Malzemeleri:Un, şeker, tuz ve pekmez
Yapılışı: Su kaynatılarak un ve şeker katı bir muhallebi olacak şekilde özenir ve pişirilir.Tabaklara servis yapıldıktan sonra üzerine yakılmış tuzsuz tereyağ gezdirilir. Ayrıca çatal ve kaşığın ucuna alınan hamur, pekmez veya şekere, daha sonra da yağa batırılarak yenilir. Bu yemek üzerine söylenmiş dörtlükler de vardır:
 
Gelin bacı
Kaldır sacı
Kocan geliyor
Çal bulambacı” (http://www.avsarobasi.com//)
 
 
           Bir başka çadırda ise evlenme adetleri, yetişmiş âşıkların şiirleri, oynanan seyirlik oyunları hem yazılı olarak hem de bir rehberin tanıtımıyla ziyaretçilere tanıtılabilir. Burada tanıtılacak evlenme geleneği ve seyirlik oyunları şunlar olabilir:
 
“Avşarlarda evlilik görücü usuldedir. Avşarla görücü usulü ile yapılan evliliklerde boşanma pek görülmemektedir. "Dünür" vasıtasıyla kız isteme sonucu evlilik yapılır. Avşarlarda yakın akraba evlilikleri oldukça fazladır.Bunun da sebebi soya, namusa, akrabaya, birlik ve beraberliğe önem vermelerindendir. Bunun aksi durumunda soyun bozulacağına, manevi açıdan birlik ve beraberliğe gölge düşeceğine, namus mefhumunun kaybolacağına, kabileler arası ikililik meydana geleceğine inanırlar. "Kendi döşeğimizi ele tepeletmeyelim, kendi kahrimizi ancak kendi birbirimiz çeker" düşünceleri ile kendi soylarından özelliklerini ve huylarını bildikleri, uyuşabileceğine inandıkları yakın akrabalarındaki kız ve erkekleri evlendirirler.
 
Beşik kertmesi usulü pek nadir de olsa görülmektedir. Çok nadir de olsa görülen bir evlenme çeşidi de kocası ölen bir kadının aile içerisinde diğer bir kardeşle evlenmesidir.
 
Avşarlar arasında değişik usulüyle evlenme çeşidine rastlanmamaktadır. Kız kaçırma olaylarına ise oldukça sık rastlanmaktadır.
 
Gönülsüz evlilikler pek kabul görmemekle birlikte anlaşma yoluyla evlilikler yapılmaktadır. Özellikle tüm Türkiye'de olduğu gibi Avşarlar arasında da bu usuller zamanın şartlarına göre değişikliğe uğramaktadır. Son yirmi yıl içinde ekonomik bakımdan iyileşen Avşar halkı, okur-yazar oranının yükselmesi, Almanya'ya işçi sevkiyatı ile bu evlenme usullerinden anlaşma yoluyla evlenmeler rağbet kazanmaktadır.
 
Kız İsteme
Askerlik çağına gelen veya askerliğini yapan gençler evlenme çağına gelmiş sayılırlar. Anne ve baba imkânlarını çocuklarını bir an evvel evlendirmek için ayarlayıp düzeltirler. Oğlanın beğendiği bir kızı anne ve babası görüp beğenirlerse istemeye giderler. İstenilecek kızı gidip grenlere "görücü" denilir. Oğlan evlenme konusunu, ya kardeşleri vasıtasıyla anne ve babasına bildirir veya annesiyle konuşur. Bu olmazsa anne ve baba uygun gördükleri kızı, oğlanı da razı ederek istemeye giderler. Avşarlar arasında kız istemeye gitmeye "düğür gitme" veya "düğürcü gitme" kız istemeye giden gruba da "düğürcü" denilir. Düğüncüler, akrabadan, sayılan, sevilen, sözü tutulur kadın ve erkeklerden oluşur.
Düğür olayından önce evlenecek delikanlı tarafından beğenilen kız hakkında hem oğlan hem de oğlanın anne ve babası etraftan soruşturma yaparlar. Delikanlının bu süre zarfında kızı tanıması gerekir. Kız beğenilmiş ise, ya oğlanın annesi kız evine giderek ya da el altından kızın ailesine yakınları tarafından haber verilir.
Bu arada kızın annesi kızına ne düşündüğünü sorar. Kızın gönlü yoksa veya oğlan beğenmemişse , gizlice oğlan tarafına haber gönderilerek işin olmayacağını ve bir daha zahmet etmemeleri söylenir. Eğer kız razıysa ve oğlan da beğenilmişse görücüler tekrar kız evini ziyaret ederler. Bu defa ümitli olduklarından dolayı daha da cesaretlidirler. Tekrar kızlarını oğullarına isterler. Kız anası da asıl düğüncülerini göndermelerini ister. Bu arada olay kızın anası tarafından kızın babasına da duyurulur. Karı ve koca aralarında meşveret ederek düğürcülere ne cevap vereceklerini kararlaştırırlar.
Bundan sonra kızın anne ve babası oğlanı ve ailesini daha iyi tanıyabilme faaliyetlerinde bulunurlar. Avşarlarda bir kimsenin iyi bir hareketi olduğu zaman babasını bilenler "oğlum senin dayın kim!" diye sorarlar. Buna ait bir deyiş vardır;
 
Arayıp bulmalı asılı soyu
Her zaman lazımdır yeğene dayı
Sakın ha evlenme kız güzel deyi
Olur olmaz yerden alıcı olma
 
Oğlan tarafı dakız tarafında olduğu gibi kızın anasının, babasının aslı ve asâleti göz önünde bulundurulur. Buna ilişkin Kayseri Avşarları arasında şöyle deyimler vardır;
 
"Kenarına bak bezini al
Anasına bak kızını al"
 
"At olacak kısrak tay iken belli olur."
"Kedi ne ki budu o olsun."
"Hatır getir ki, baa(bey) doğursun."
 
Avşar evlenme âdetlerinde oğlan evi kız evine üç defa düğürcü olarak gider. Kızın anne ve babası kızı verme taraftarıysalar birincide düşünmek istediklerini belirtirler. İkinci gelişte kız tarafı "Danışığa kalsın" der. Aile efradına danışılarak verilip verilmeyeceği konusunda toplanan bilgiler çerçevesinde karar verilir. Avşarların "kız evi naz evidir" tabiri buradan gelmektedir. Bu süre içerisinde kıza, kardeşlerine, dede ve ebelerine, amca ve halalarına danışılır ve rızaları olup olmadığı öğrenilir. Üçüncü geliş ise kız evinin verdiği karara bağlıdır. Üçüncü gelişe "asıl düğürcü" de denilir.
Düğürcüler kız evine gelir. Biraz sohbetten sonra, içlerinden ağzı laf yapan birisi uygun bir lisan ile geliş sebeplerini belirtir ve söze başlarlar;
"Allah'ın emri, Peygamber Efendimiz'in kavli, İmam-ı Aazam Hazretlerinin içtihatları üzere kızınız............'yı, oğlumuz............'ya istiyoruz" derler.
"Allah'ın emridir deyince akan sular durur. Emir Allah'ın emridir ne yapalım dostlar" denir.aslında ilk gelişte kızın verilmemesinin nedeni; kız tarafının eleştiriye uğramamasıdır. Çünkü "Bir gitmeye kızı verdi. Başına mı yük olmuştu..." diye dedikodu olur. Evlendikten sonra kızın kocası "Seni bana bir gitmeye verdiler" diye kızın başına kakar.
Kızın babası özellikle üçüncü gelişte "Ne yapalım komşular Allah'ın emrine karşı gelinmez." diyerek kızı verir. Ya da düğürcülerden birini göstererek "Falanca ağa benim vekilimdir. Kız onun kızıdır." der ve verir. Görevi devralan da, "Ben de verdim gitti." Der ve kızı bitirir. Daha sonra kız tarafının oğlan tarafından gelen yakınları ellerini öperler, kucaklaşırlar." Düğürcülerden birisi Kur'an-ı Kerim okuyarak ve dua ederek kız bitirilmiş olur. Daha sonra kahveler içilir, o anda oğlan tarafı tatlı, helva, şeker gibi şeyler getirir ve cemaate tutarlar. Ancak kız istemeye gelinirken sonuç belli olana kadar gizli tutulur. Söylenmesi çok ayıp karşılanır. Kız verilmezse "Oğlanın eksiği neymiş" kız verilmezse "Kızın eksiği neymiş. Baksana verecekleri kesinmiş ki düğürcüyüz diyorlardı." denilerek kınanır.
Düğürcüler kızı bitirince o akşam birbirlerine hayırlı olsun deyip işi bağlarlar. Aynı gece oğlan tarafından biri kızın babasına ".......emmi (amca) şaplağımı (tokadımı) yüzüme vur." diyerek ne yapılması isteniyorsa kız evinden talimat alır. Eskiden kız tarafının aldığı başlık kızın çehizine harcanırdı. Kızın babası başlık parasını kendi ihtiyacı için harcarsa çok ayıp görülürdü. Şu anda Avşarlarda "kalın" diye tabir edilen bu başlık parası unutulmuştur. Şayet başlık parası alan varsa halk onu kültürsüz ve cahil olarak nitelendirmektedirler ve hiç kaale almamaktadırlar. Başlık parası artık kalktı ama; onun yerine kız evine "süt hakkı" denilen bir âdeti oğlan evi yerine getirir. Kızın annesine bir miktar para verilir. Bunun miktarı yoktur oğlan evinin gönlünden geçen verilir. Avşarlarda gelin kızlar için başlık parasının alınmamasının nedeni onlara duyulan saygı, sevgi ve güvenin ifadesidir. Onlardan alınan başlık parası ile ihtiyaçların temin edilmesi hoş karşılanmamaktadır. Çünkü böyle bir durum kızlara duyulan kıymetin göstergesidir.
Avşarlarda kadına duyulan saygı ile birlikte kadın güvencesi sonsuzdur. Bu güvence ve namusun ve iffetin de koruyucusu olmuştur. Bu büyük güvenceye karşın bizde namus meselesi erkeklerden ziyade kadınlarımız tarafından korunduğunu ileri atarsak doğru olur. Avşar kadınlarındaki başlıca özelliklerden biri de aile uyuumu ve evlenmedeki, ayrılmadaki uyumdur. Avşar kızları genellikle güvercin tabiatlıdır. Yaşları her ne olursa olsun ikinci kocaya gitmezler. Çocuğu olmaz da kocası da ölürse koca evinde sığınacak imkân bulamazsa gitmek zorunda kalırlar.
Kız isteme ve düğürcülükle ilgili âdetler Kayseri'de yaşayan Avşarların hepsinde aynıdır. Bu âdetler ya büyük bilir kişiler gözetiminde gerçekleştirilir ya da bu kişilere danışılarak yapılır.
 
Nişan (Beklik, Şerbet, Kahve İçme)
 
Kızın verildiği gün "ağız tatlılığı" yenir. Ağız tatlılığında kahve içilir, lokum yenir, sonunda gelin adayına "beklik" takılır. Artık bu kimselerin istememesi için bir ön nişandır. Beklikte; birkaç altın, küpe, eşarp gibi süs eşyası takılır. Genellikle yakın akraba, eş-dost, tanıdık ve komşularla belirtilen bir günde, kız evinde gelin kıza takı ve giyecek eşyalar hediye edilir. Kadınlar bir odada kendi aralarında oynar ve eğlenirler. Bu olaydan sonra kız ve oğlanın nişanı etrafa duyurulabilir. Beklik ya kız bitirildiği akşam veya gece, ya da oğlan evi hazırlıklı durumda değilse kararlaştırılan bir günde yapılır. Bu olay kızın oğlana verildiğini ve kızın oğlanın sözlüsü olması anlamına gelir. Bu olayın, yani ön nişanın , asıl amacı yakın akraba ve komşularla birlikte evlenen kız ve oğlanın ilerdeki mutluluğu ve hayırlısı olması için duada bulunmaktır.
 
Kız bitirildikten sonra oğlan evi nişan için gün keser. Daha sonra da gelinlik kız için "düzen görmeye" gidilir. Oğlan evi tarafından yapılan düzende gelinlik kız için elbise, ayakkabı, iç çamaşırı ve diğer lüzumlu eşyalarını alırlar. Düzen görmeye gelinlik kız dışında varsa kız kardeşleri, yengeleri, akrabaları özellikle de yakın arkadaşları gibi yakınları da gider. Bunlara ve kızın aile fertlerine de oğlan evinin maddi durumu elverdiği ölçüde çeşitli hediyeler alınmaktadır. Ayrıca nişan olacağı gün oğlan evi tarafından pasta, meyve suyu, kahve, çay, şeker... alınarak akşam kız evine götürülür. Köy içerisinde vasıtaya pek ihtiyaç olmamakla beraber, başka köye gidilmesi durumunda otobüsler, minibüsler, taksiler, traktörler vs. vasıtalarla kız evine gidilir. Nişana bütün köy ve diğer köylerdeki yakınlar da davet edilmişlerdir.
 
Nişanda ya da beklikte davar kesilip yemek (kavurma) yenildikten sonra hanımlar toplanarak "beklik" (berklik) başlarlar. Bu toplantı öğle ile ikindi arasında olur. Oğlan evi tarafından gelinlik kız için hazırlanmış giysiler, altın, ayaklı... gibi takı ve hediyeler davetlilerin bulunduğu kalabalığın içinde , herkesin duyacağı şekilde, bir kişi tarafından yüksek sesle söylenerek ve gösterilerek gelinin oturduğu masanın üzerine konur. Diğer gelen davetliler de yakınlık derecelerine göre, altın, elbiselik, tuvalet takımı, kefiye,poçu gibi takılar günün şartlarına göre alınan giysi ve hediyelerdir. Takılar ve giysiler oğlan evinin şerefinedir. Takılar ne kadar çok olursa o yörede günlerce konuşulur. "Falancalar falanın kızına....... kadar altın ....... kadar para, takı takmış ..." diye söz ederler. Gelin adayı kendisine hediye edilen takı ve giyeceklei özenle saklar ve nişanlılığı süresince katıldığı düğün ve törenlerde bunları mutlaka giyer ve takar. Şimdilerde nişan ile düğün birleştirilmekte ve aynı anda yapılmaktadır.
 
 OYUNLAR:
 
Zumbak Oyunu:
 
Odada oturanlar tarafından oynanır. Kız evinden gelen iki erkek odanın kapısında durur, oda doludur, herhangi biri odanın ortasına çağrılır. Kız evinden gelen kişiler çağrılan bu kişiye uygun bir ceza verir. Bu cezalar genelde türkü söyletme, taklit yaptırma ve fıkra anlattırma şeklinde olur. Eğer bu kişi istenileni yapmazsa yastıkla dövülür. Bu yastığın içerisine acı vermesi için taş vs. konulur.
 
Yüksük Oyunu:
 
Düğünler bilindiği gibi üç gün sürmektedir. Yüksük oyunu da üç gün boyunca akşamları oynanır. Oyunda yine iki taraf vardır. Yüksük, oyun için kullanılan altı fincandan birinin içine konur ve tüm fincanlar ters çevrilir. Karşı taraftan yüksüğü bulmaları istenir. Yüksüğü bulan kişi kendi tarafına bir puan kazandırmış olur. Kazanamayan tarafa ise, çeşitli cezalar verilir. Bu cezalar çoğu zaman zor ve yerine getirilmesi imkansız olan şeylerdir. Bu cezalardan bazıları; kalburla su taşıma, tavana asılan soğanın elleri bağlı olarak ağızla alınması, kış mevsimi ise nar, yaz mevsimi ise kar bulunması...
 
 
 
 
 
Cirit Oyunu:
 
Bu oyun gündüz geniş bir meydanda oynanır. Oyun için çevreden iyi cirit oynayan kimseler özel olarak davet edilir. Oyuncular atlarına binerler, ellerine ciritleri alırlar. Bunlar 30-40 kişi olabilir, sayıya göre iki eşit parçaya ayrılırlar. Aralarındaki mesafe ne kadar uzun olursa oyun o kadar heyecanlı olur. Gruplardan birinin bir oyuncusu meydanın ortasına gelerek, karşı taraftan birinin ismini söyler, değneği ona atmak suretiyle oyunu başlatır. Ondan sonra çağırdığı kişi kendini kovalar. Seyirciler atılan değnekleri toplayıp sahiplerine vererek oyunun heyecanına katılmış olurlar. Eğer atılan değnek ata değer ve atı öldürürse düğün sahibi atın bedelini öder. Oyunda çok yakından vurmak yasaktır. Oyun esnasında atlar ve göstericiler çok çeşitli gösteriler sunarlar.(Karşı oyuncunun attığı ciridi havada yakalamak, atın karnı altına gizlenmek, tek üzengi üzerinde dikilmek gibi...)
 
Yumruk Oyunu (Zuk- Zumzuk):
 
Bu oyun gündüz veya gece oynanabilir. Davul eşliğinde özel yumruk havası çalınarak oynanır. Aynen cirit oyununda olduğu gibi yumruk oyuncuları seçilir. İki taraflı dizilirler, evvela bir taraftan birisi oynayarak orta yere kadar gelir, sırtını döner. Karşı taraftan yine oynayarak gelen bir oyuncu ona hızlı bir şekilde vurur. Oyun bu şekilde devam eder. Yumruğu sırta vurmak gerekir, başka bir yere vurulmaması gerekir. Zaman zaman da kavga çıkabilir. Figürleri ve çalgısıyla izleyicilere heyecan veren bu oyun zamanla terkedilmiştir.
 
Tura Oyunu:
 
Deriden yapılmış kemerler kullanılır ve köyün gençleri tarafından oynanır. Bu oyun gelin almadan önce kız eviyle oğlan evi arasında yapılır. Bu oyunda iyi koşmak önemli ve dayak yememek marifettir. Bu oyunda kavga çıkması muhtemeldir ve yaşlılar araya girerek sakinleştirirler. Bu oyunda gençlerin acıya karşı dayanıklılıklarını ispat etmeleri gerekiyor. Hareketli ve atak Avşar ruhu bazen eğitime, eğlenceye, bazen de yiğitlik eğitimine oyun çeşnisini kazandırmış.
 
Deve Oyunu:
 
Oğlan evi tarafından yapılır. Deveyi kız gibi giydirmiş birkaç kişi çeker. Deve, oğlanın amca, dayı, teyze vs. yakınlarının kapısına götürülerek bahşiş alınır. Devenin önünde çeşitli figürler yapan orta oyunları da dikkati çeker. Deve son olarak düğün evine getirilerek burada orta oyunu tam manasıyla sergilenir.
 
Sinsin Oyunu:
 
Bu oyun gece karanlığında oynanır. Bunun için uygun bir meydana ateş yakılır. Bu oyunda davul- zurna ile özel sinsin havası vurulur. Oyuncular teker teker ateşin çevresinde el ayak hareketleriyle durmadan dönerler. Ateşin başında oynayan kişi, topluluktan biri çıktığı zaman alanı terk eder. Bu işte atik davranmazsa sonraki sırtına yumrukla vurarak çıkmasını sağlar.Oyun bu şekilde ateş bitinceye kadar devam eder.
 
Serçe Oyunu:
 
Bu oyun genellikle akşam veya geceleri oynanmaktadır. Özel bir çalgı havası vardır. Oyunda bir ebe ve 10-15 tane de oyuncu vardır. Bu oyuncular, baş taraftaki ebenin yaptığı her hareketi davul-zurna eşliğinde çalınan hava ile birlikte tekrarlamak zorundadırlar. Bu hareketler ne kadar zor ve ilgi çekici olursa, oyun o kadar heyecanlı olur. Hareketi yapamayan oyuncuya ebe elindeki deri ve sert kemerle vurur. Bu hareketler oyuna has hareketler olabildiği gibi ebenin bulduğu hareketler de olabilir. Örneğin; sırta çocuk almak, yerde takla atmak, komik yüz hareketlerinde bulunmak, yerde sürünmek, sıradan oyuncuların yanındakinin burnunu tutmak, tek ayak üstünde sekmek, yanındaki adamı dövmek.
 
            Yine aynı şekilde boya ait oyunlar vardır. Bu oyunlar oyun ekibi hazırlanıp müzik eşliğinde oynayarak tanıtılabilir. Bu oyunlar şunlardır:
 
AVŞAR EMİNEM
 
Yöresi : Pınarbaşı, Tomarza Ve Çevre Avşar Köyleri Hikâyesi : Emine Kürt kızıdır. Ailesi göçer olduğu için, göçerler her mevsimde başka bölgede, başka yörededir. Bu gezinin temelinde sürüleri için bol otlu yaylaları arama, bulma gayesi vardır. Bu sebepledir ki yazın Erciyes dağının eteklerindeki yaylaya gelirler. Bu yaylalara gelen göçerler zamanla kaynaşırlar. Ahbaplık ve dostluklar kurulur. Kürt göçerlerinden olan Emine serpilmiş, büyümüştür. Bunu fark eden Ali'de yağız, çekici, kuvvetli, atik bir Avşar delikanlısıdır. Gönlünde Emine'ye karşı farklı şeyler yattığını hisseder. Yayladaki yaşlı ağacın gövdesine sırtını verip, kavalını yanık yanık üfler. İşte iki farklı göçer arasında başlayan sevgi sonunda evlilikle sonuçlanmıştır. Oyunun hikâyesi Avşar'a gelin giden Emine'nin öyküsüdür. Emine Avşar olduğu için onun hareketleri sembolize edilerek, taklitle sunma oyunudur.Oyunun Oynanış Şekli : Oyuna başlama tipik doğu halayını andırır. Eller bir birine kenetlenir. Karşılıklı gruplar bir birine yürürler. Daha sonra iki veya üç, dört kişi olan gruplara ayrılır. Dönüşler yapılır, bu oyun Avşar'ın taklit yeteneğini ortaya koymaktadır. Bu oyun zaman zaman tarlada çalışan kız ve erkeklerin hareketleri sembolize edilmektedir. Kızların tarlaya gidişi, tarlaya ekin ekişi ve erkeklerinde tarladaki ürünü kaldırması taklit edilir.2 - AVŞAR AĞIRLAMASI
Yöresi : Pınarbaşı (Pazarören Ve Çevre Avşar Köyler)
 
Hikâyesi : Bu oyun Pınarbaşı'na bağlı Pazarören ve bu nahiyeye bağlı köylerde oynanmaktadır. Oyun daha ziyade düğün, bayram ve hasadı bol olduğu zamanlarda oynanır. Düğün olduğu zaman kızlar, kına gecelerinde kendi aralarında ve erkeklerde bir arada, çalar oynarlar. Düğün meydana inince, günümüzdeki oyunlarda olduğu gibi kız ve erkek müşterek oynanır. Avşar oyunlarının konusu hep aşk, sevgi, tabiat güzelliklerine ve hasadın bolluğuna mal edilmiştir. Çünkü Kayseri ve buna bağlı kaza ve köyler geçmişte savaş ve afet gibi olaylara sahne olmamıştır. Bir karanfil oyunu karanfil çiçeğine, Topal serçe, bir topal kuşa ve ağırlana sevgi, saygıya konu olmuştur. Avşar ağırlamasında kızların sevgililerine ya da yakınlarına naz veya cilve yapmasıdır. Erkeklerde topluluktaki kızlara kur yapmaları gibi anlam taşımakta. Oysa oyun kız ve erkeklerin müşterek oynamasıyla, konu o zaman kendilerini izleyenlere karşı sevgi ve saygıyı sunmak anlamına gelmektedir.
 
Oyunun Oynanış Şekli : Bu oyun kız ve erkek karışık oynanmakta. Oyuna dizi bir grup şeklinde ya da iki grup şeklinde başlanır. Müziğin ritmine göre önce karşı tarafa dizi kırılarak esnek hareket yapılır. Bu selamlama anlamına gelmektedir. Sonra dizi bu esnek hareketleriyle sağa ve sola dönerek bu yöndeki izleyicileri de ve geriye dönerek arkada olanları da selamlayarak saygılarını ifade ederler. Bu ağırlama diğer yöre ağırlamalarından çok farklıdır. Selamlama bittikten sonra grup, üçayak yürüyüşü ile dizi iki gruba ayrılır. Müziğin ritmi ile oyun biter. Bu sevgi ve selamlamayı oyunun bitiminden sonra hareketli diğer oyunlara geçilir.
 
KIYILI
 
Yöresi : Pınarbaşı, Tomarza Ve Çevre Avşar Köyleri
Hikâyesi : Eski Türk boylarından olan Avşarlar, genellikle Türkmen'dirler. Avşarlar, gelenekleri ve uğraşları gereği olarak dağlık bölgelerin dağ eteklerinde, ovalarda, yaylalarda yaşarlar. Bu kadar geniş alanda yaşayan Avşarları sabit bir mekânda yaşamlarını sürdürmeleri takdir edilir ki, olanaksızdır. Rivayet edildiğine göre yaylada şık, kıtıllı, kıtaraklı giysiler içinde güzel bir gelin yaşarmış. Bu gelin yerinde durmaz hep oynarmış. Hatta tarlaya çalışmaya giderken, çalışanlara su, azık götürürken bile kıvrak oyunlarını sergileyerek gidermiş. Nedeni sorulduğunda da hareketliliğinin kendini dinlendirdiğini, tazelik ve zindelik kazandırdığını söylermiş. Yayla delikanlıları kıtraklı, şık geline vurgunlarmış. Gizli gizli etrafında dolanır, ona maniler söylerlermiş. Gelin bu hali hissettiği için kibirlenerek hep kıyıdan, kenardan işine, yoluna gider gelirmiş. Bu halinden dolayı yöre halkı geline KIYILI adını takmışlar.
 
Oyunun Oynanış Şekli : Oyunumuz adını yukarıdaki rivayete göre geline yöre halkının taktığı isimden almaktadır. Oyun dört bölümden oluşmaktadır. Dizi halinde başlayan oyuncular ortaya daire yapıp, oyun figürlerine geçerler. Kız ve erkeklerden oluşan oyuncular elleri bellerinde sekerek ve sağa sola kıtraklı gelinin yapmış olduğu yürüyüş tarzıyla hareket ederler. Daha sonra ikinci figüre geçerler. Beşer defa hep birlikte içe ve dışa ayak atarak oyunu devam ettirirler. Üçüncü figürde oyuncu eşler ellerini birbirlerinin omuzlarına koyarak oynarlar. Son figür olarak ta eşler yüz yüze gelmek şartıyla ellerin birbirine vurulması, sonra tutularak ilk figüre geçilir ve oyun böylece tamamlanmış olur.
 
ÖTEYÜZ (DOKUZBUÇUK)
 
Yöresi : Pınarbaşı, Tomarza, Yahyalı Ve Çevre Avşar Köyleri Hikâyesi : Bu oyun köy düğünlerinde oğlan evine gelen gençler arasında oynanmaktadır. Bu oyunun kız evi tarafından seyredilmek için büyük özen içinde beklenir ve bazen birbirlerine sorarlar. Öte yüzden gelen var, diye bazı cevaplar alınır. Gelen düğüncülere öte yüz oyununu oynayacakları için oyunun adı öte yüz olarak halk diline yerleşmiştir.
Oyunun Oynanış Şekli : Oyuna dizi şeklinde başlanır. Ayak topukları sola, sağa konarak oyuna başlanır. Ayaklarla birlikte başlarda sola, sağa döner. Dizi daire şeklini alınca, sekerek topuk, burun hareketine geçilir. Burada daire parçalara kopmak suretiyle ikişerli veya daha çok sayıda gruplara geçilir. Bu gruplar karşılıklı birbirlerine bakarlar. Sonra bu gruplar sağ, soldan dönerek oyunu tamamlarlar. Geriye doğru hareketle yeniden diziyi oluşturup, oyunu bitirirler.
 
KARANFİLLİT
 
Yöresi : Pınarbaşı, Tomarza Ve Çevre Avşar Köyleri
Hikâyesi : İnsanların var olduğundan beri gerek bilerek gerekse farkında olmadan bazı gereksinmeleri gereği oyun oynamışlardır. Oyun bazen bir neşe, mutluluk, bazen de bir ihtiyaç olmuştur. Devamlı iyiye doğru bir eğilim gösteren oyunda insanların şekil verme, yönlendirme özelliğinin etkisi altına girmiş. Tabir yerinde olursa terbiye edilmiş, şekillendirilmişlerdir. Oyunları temelinde taklit etme olgusu da vardır. İnsanlar zaman zaman doğayı, birbirlerini, hayvanları ve bitkileri taklit etmişler ve oyunlarına isim vermişler. Yaylaya çıkan Avşarlar, dağ eteklerini serpilmiş karanfil çiçeğinin rüzgârı etkisiyle sallanışını, güneşte açılarak şeklini büyüsünü taklit etmek suretiyle oluşmuş bir halk oyunudur. Bir coşku neticesi düğün, bayram gibi özel günlerde daha çok neşelenip, eğlenmek için oynanır.
 
Oyunun Oynanış Şekli : Oyun kızlı erkekli müşterek oynanır. Oyuna önce dizi şeklinde başlanır. Dizi daire şeklini alır. Erkekler daire içerisinde ikinci bir daire yaparlar. Bu iki daire karanfilde açılma şeklini yapar. İçindeki oyuncular dışarı, dışarıdaki dairede içeriye doğru girer ve çıkarlar. Daire bütünleşip, hep birlikte yeniden açılmayı yaparlar. Oyuncular rüzgâra kapılmış karanfil çiçeğinin, hareketine geçerler. Öne, geri sallanıp, sağ ayaklarını iki kere topuk olarak yere vururlar. Bu hareket rüzgârın etkisiyle yere vuran yaprakları andırır. Bu oyunun figür özellikleri karanfil çiçeğinin tabi halidir. “(http://www.avsarobasi.com//)
 
            Bu şekilde yapılarak Avşar boyunun özellikleri korunup gelecek nesillere aktarılabilir. Yok olmaya yüz tutmuş Avşar boyu içerisinde kısmen yaşatılan gelenekler bu şekilde kuruma altına alınmış olur. Aynı şekilde somut olmayan kültürel mirasın korunması adına diğer boylarında aynı şekilde tanıtımı yapılabilir. Böylece bizi biz yapan değerleri ve geçmişimizi sağlar ve onlara gereken değeri vermemizi sağlayabiliriz. 
                                                                                                 Baki Yöney
 
  Bugün 5 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=