Gönülden Akan Taze Mürekkep
  Özay Gönlüm ve Ninenin Mektubu Üzerine
 
ÖZAY GÖNLÜM (1940-2000)
 
 
1940'ta Erzincan'da dünyaya geldi. 16 yaşında Cumhuriyet Dönemi’nin en ünlü türkü derleyicisi olan Muzaffer Sarısözen'le tanıştı. Ankara Radyosu Yurttan Sesler programıyla sanat dünyasına adım attı.
Türk dinleyicisi onu peruk saçı, şık takım elbisesi ve yeleği, kolunda tesbihi, sazının altında bacağına serili mendili, ayağında çizmesi ile Ege yöresinden derlediği türküleri ama illa ki de "Ninenin Mektupları" ile tanıdı. Teatral yeteneği, yöresel icra tekniği, vokal yorumu ve "yâren"i ile Türk Halk Müziğinde bir ekoldu Özay Gönlüm.
 
Özay Gönlüm baba tarafından Denizliliydi. Babasının askeri görev aldığı Erzincan'da 1940 yılında doğdu. Küçük yaşta ağız armonikası çalarak müziğe
başladı, ortaokul yıllarında keman çaldı. Bağlama çalmaya başladıktan sonra, 1965 yılında köy köy dolaşıp derlemeler yapmaya başladı. Özellikle Ege
yöresinden pek çok türkü derledi. Yurttan Sesler'in kurucusu Muzaffer Sarısözen'in davetiyle Ankara Radyosu Yurttan Sesler programına misafir sanatçı olarak katılmaya başladı. Kısa bir süre M.E.B. Film ve Radyo Telavizyon Merkezi'nde çalıştıktan sonra Yurttan Sesler'de "yetişmiş saz sanatçısı" olarak çalışmaya başladı.
 
1973'ten sonra on yıl kadar İzmir Fuarı'nda sahne aldı. Özellikle bu yıllarda şöhreti yayıldı. Pek çok 45'lik ve uzunçalara imzasını attı. Kendi derlediği ve TRT repertuarına kazandırdığı yüzlerce türküden "Çöz de al Mustafa Ali", "Sobalarında kuru meşe", "Denizli'nin horozları", "Evlerinin önü bulgur kazanı", "Avşar Beyleri", "Cemilemin gezdiği dağlar meşeli", "Tepsi
tepsi fındıklar", "Şu dağlar tepe tepe"yi bu dönemde plaklara okudu. Ama asıl satış rekorlarını "Ninenin Mektubu" plaklarıyla kırdı. Onlarca mektubu plaklara okudu. Denizli şivesi ile anlattığı bu hikayeler ve fıkralar çok sevildi. Saz çalıp söylemenin yanına şovmenlik ve taklit yeteneğini de katmıştı.
 
            Avrupa, ABD, Avustralya, Çin ve Hindistan'da konserler veren Özay Gönlüm, başta Denizli ve Kütahya yöreleri gelmek üzere pek çok yöreden 3400'den fazla türkü derledi. Özellikle, "Denizli'nin Horozları" (Çil Horoz), Çöz de Al Mıstıvali, "Sultan seccadesi, ""Asmam Çardaktan", "Cemile'min Gezdiği Dağlar Meşeli", "Osmanım'ın Mendili", "Evlerinin Önü Bulgur Kazanı", "Şu Dağlar Tepe Tepe" gibi türküleriyle tanınıyordu.
Teatral yeteneği, yöresel icra tekniği, vokal yorumu ve "yaren" adını verdiği üçlü sazı ile Türk Halk Müziğinde bir ekol oluşturdu. Bağlamanın yanısıra cura ve "şelpe" tekniğine de çok önem vermiş, Ege yöresinde Ramazan Güngör'den Hamit Çine'ye kadar birçok curacı ile çalışmış, katıldığı programlarda her boydan cura çalmıştır. Yaren adlı enstrümanı ile cura, bağlama ve çöğürü bir araya getirdi.
 
 
TRT için pek çok alanda çalışan Gönlüm, 80'li yıllarda Maliye Bakanlığı'nın televizyon için hazırladığı KDV reklamlarında oynadı. Ayrıca bazı radyo tiyatrolarında, tarıma ve çocuklara yönelik televizyon programlarında yer aldı.
 
"Yâren"ini yanına katıp 42 ülkede konserler veren Özay Gönlüm, Kültür Bakanlığı Hagem'de Repertuar Kurulu üyeliği, TRT Türk Halk Müziği Repertuar
Kurulu üyeliği ve birçok sınavda jüri üyeliği görevlerinde de bulundu. Son süreli yayını olan TRT 1'deki "THM İstekler Programın"da dinleyicileriyle
buluşan Gönlüm, yâreni, boy boy curası ve söylediği türkülerle Türk dinleyicisine yine doyumsuz geceler yaşatıyordu.
 
Türküleriyle 34 yıldır gönülleri fetheden Özay Gönlüm, 2 yıl akciğerler rahatsızlığıyla yaşadı.Ankara Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Kliniği'ne tedavi amacıyla yattı. Ancak hastalığa yenik düşerek 2 Mart 2000'de hayata gözlerini yumdu.
 
En tanınmış türküleri arasında aşağıdakiler sayılabilir:
 
•          Elif dedim be dedim
•          Evlerinin önü bulgur kazanı
•          Arabaya taş koydum
•          Asmam çardaktan
•          Denizli'nin horozları
•          Ninenin mektubu, Çil Horoz
•          Çöz de al Mıstıvali
•          Cemilemin gezdiği dağlar meşeli
•          Tepsi tepsi fındıklar
•          Sobalarında kuru da meşe yanıyor
•          Karahisar kalesi
•          Hatçam çıkmış gül dalına
•          Dağların başındayım
•          Elindedir bağlama
•          Gıcır gıcır gelir yarın kağnısı
•          Manisayla Bergamanın arası
•          Onikidir şu Burdur'un dermeni
•          Hıkkıdık duttu beni
•          Evren köy
•          İki keklik
•          Gımıldanıver
 
 
Damardını Doleştim
 
Damardını Doleştim
Ot Yolmeye Buleştim
Meramım Ot Mot Deyil
Be O Yare Uleştim
 
(Bağlantı)
Hopdeyi Koca Kızım Hop Deyive
şalvarını Topleyive
Mahkemeye Varınca ,
Kendim Gaçtım Deyive
 
Ak Derenin Ovesi
Bülbüllerin Yuvesi
Alcem Dedin Almadın
Allahından Bulesi
 
Bağlantı
 
İndim Vardım Oveye
Su Doldurdum Goveye
Bubeniz İmam Getirmiş
Hadi Goca Gızım Düveye
 
Kaynak: Özay Gönlüm
Yöre: Acipayam
Denizli'nin Adım Adım Yolları
 
Özay Gönlüm
 
Denizli'nin adım adım yolları
Açılıp sarmıyor yarin kolları
Bülbül gibi şakır gider dilleri
 
Armut dalda kız bahçede sallanır
Birgün olur güzel kızlar bollanır
 
Eser eser deli poyraz yel diye
Ben yarime mektup saldım gel diye
Çok istedim saramadım yar diye
 
Armut dalda kız bahçede sallanır
Birgün olur güzel kızlar bollanır
 
Evlerinin önü bulgur kazanı
Herkes sever okuyanı yazanı
Kimse sevmez meyhanede gezeni
 
Armut dalda kız bahçede sallanır
Birgün olur güzel kızlar bollanır
 
Evlerine varamadım yalınız
Mendilimi ala koydu çalınız
Tenhalarda söz atmıştı oğlunuz
 
Armut dalda kız bahçede sallanır
Birgün olur güzel kızlar bollanır
 
 
DENİZLİ' NİN HOROZLARI
 
Tellidir yavrum aman tellidir
Denizli' nin horozları bellidir
Ötüver gül ibiyim bi yol ötüver
Geniş ola gam zamanı deyildir
Asmam yıkıldı suyu sıkıldı
Bugün çil horozu duymadım
canım sıkıldı
Asmam çardaktan suyu bardaktan
Bi yol öpiverem de kocuman kız 
İlimon yanaktan
Telli gelin tüllü gelin geliyor
Kanat açmış tüylerini beleyor
Ötüverde çil horozum
Bi yol ötüver
Telli gelin tasasından çürüyor
Asmam yıkıldı suyu sıkıldı
Bugün çil horozu duymadım
canım sıkıldı
Asmam çardaktan suyu bardaktan
Bi yol öpiverem de kocuman kız 
İlimon yanaktan
 
 
UMMAN NİNENİN ASKERDEKİ TORUNUNA MEKTUBU
 
 
Ey benim deruni dilden, canu gönülden, gözümün incisi,bağrımın zencisi,mercan gözlüm,dadlı dillim, dadlı
 
Gözlüm,yuva ağızlım,kirez benizlim, gara benizlim, aslanım,tosunum, gablanım, dilbanım, topan başlım, sümbül
 
Saçlım, keman gaşlım, inci dişlim, uzun boylum, yavız huylum, aslan soylum, elimin asası, gönlümün tasası,
 
Evlerimin yakışığı, gızların aşığı, eli bıçaklım, beli saçağlım, avlımın harımı, göyümün yarımı, kimsesizim, yitimim Gara gevreğim benim. Nassın, eyimisin, eyi olmanı bizleri yaradımdan duva ve neyaz eylerim.
 
Bizleri sorasan çok şükürle ossun,şincilik eyiyin. Sen gara gevreğiminde bu münval üzerine olmasını dilerim.
 
Namaz ardına da duva ediyoruz. Gevreğim, meddubunu aldım, ne gada güvendim bi gösen koca kövle benim okuvedi sandım. Bu meddubum vardığında Allah seni de sevindiri işallah. Aman meddubunu çok gözel yazmıssın gari. Mallim olan bilen çok beğendi. Meddubundaki sözlen hepiciği hökümet gonuşması gibi. Mallime teşkür ederim. Irmızan efendi, fatma hanım ne yapıyo gari gibi lafla yazmıssın. Naha dadlı dillerine gurban olen senin. Başındaki ehendile mi örgetti gari o hökümet gonuşmalarını allah onlan hepiciğine uzun ömürle vessin. Eh gari o hökümetimizin sayasında ne eyi şeler örenilibatı. Allah dövlete, millede baş arısı vemesin.
 
Amad... Ben yalnızlığa accık alıştım gari. Seb benden ötürü, heç merağ edme. Gözünü dört aç, deden ıramatlı ‘’.‘’Eskerliğine hile eden onmaz’’ derdi,doğrudur. Topal osmanca seferberligde esgergen kaç yol gaçtı dedi. Gactı
 
emme eyi mi eddi, gadir mevlem bilen ırazı olmadı da bi zıldılcan derdi verdi de, topal günüş zıpara godu. Gevregim sizlere fatan, milled .çün doğurdug, esgerliğine hile gatasan haggımı helal etmen. Mallim o’lan bilem, bazı esgerlig içün neler annadıyo duymadın mı. Tügle cog ceseredlidir, harb edilibbatan meydan yerinden ölüde dönmez demeyyo mu. Amadım..... deden ıramatlı bile seferligde zırf başına oduz covır öldürmüş. İşte...Amad, ona görem düşün, dediglemi, gulandan çıkarma.
 
Amad..... burdegi havadislerden sorasan habbili gızı bu yıl meddaba verdig, o utangaç Habbili, fildir fildir oldu açıldı. Evveli utençinden yere baka duruydun. Hemide cok agıllı gi Amad. Kitabdegi goca yazıları bilem okumeye
 
Başladı. Ah dayım biyo esgergen gelse. Ona ona nele oguyuvecen deyyo... Hem bazı gaygılı gaygılı bi şele söleyyo
 
O ne deye soruyon da marış marış, bunu öredmenimiz örediyo deyyo. Hem meddeba gidelden cog temiz oldu.
 
He gün ellerini,ayaklarını zabınneyo, saçlarını tarayyo. Habbili he gün olu durumu deyyon da, sen ne bilcen, he hastalıg pisligten geldi, hem pis olannarı sevmezle, demizleri herkes seve deye bene goca insan gibi çekişiyo. Bu meddeb işi cog eyi canım. Evvelinden olmalıymış. Bizim zamanımızda böle şele mi varıdın. Bizle dünyanın kör gelip gidibbarız.
 
Hindigi zeman .og eyi, dövledimiz, durumuyu. Maşallah boyuna çalışıyo, goleyligle buluyo, Amad... kövlüye
 
Caminin edrafını dıvarılan çevirdile, mezerliğe ziriyaddan ağaç getirib diğdile, çeşmilere çimenteden havdan yabdıla. Keş Durmuş dayın Eyübün Irazoğlan, Şivenaz dezen güccüğ Osman, hasan, Gocubeş Usen dayın, giremidle evle yaptıla he bi saray gibi, hemi de tevligeli. Sağ olu gelisen evin üsdünü biz de giremid edelim.
 
Gara Salif’i oğlan dövün eddi. Üsence’nin Iraz gızı aldı. Düvünü coğ eyi oldu. Çoğ okucu varıdın. Iraz gızın
 
Gınası çoğ gelibbadın, gızla garıla, zabahlara gada oynadıla. Eyübin Elifce’nin goluda mı yorulmadı bilmem. Durmadan ilegen çaldı, hem gözel hava çekiye gı Amad.
 
Gallem gezdim kirezden
 
Gez dolan,gel birezden
 
Sen gelmezsen, gelmeyive,
 
Ben varırım birezden
 
Deyi,deyi verdi,aldı gari.Salif’in Gadir olangil mallarını mülglerini saddıla da Denizli’ye göçüb giddile. Evlerini
 
Yedibin pangıloda Ayrif olan aldı. Ta’lalarını cemal’ca, guru salif, Gazamad, Hörü’ce olu payleşdile.
 
Amad... Durgadına yarın mallin olan gara Durmuş, çünüğ amcan gili, ismeyil’in yanına dünürlüğe salcen.
 
Deycemiz bu gada. Ben çocugla, bütün gomşula selam ederiz. Çabıg cevab yolla. Umman Ninen
 
 
 
MIZRAP ELSİZ TELLER SESSİZ KALDI
 
 
Felek aldı canı tenden
 
Sazlar öksüz kaldı senden
 
Türküler de dilsiz kaldı
 
Dostlarım ne gelir elden
 
 
 
Sen sazın, sözün ustası
 
Türkülerin gönül tası
 
Sazda, telde, sestesin sen
 
Gönüllerde bestesin sen
 
 
Bitmez bu çile bu elem
 
Zor yazıyor şimdi kalem
 
''Gitti Gari'' diye diye
 
Hep ağlıyor cümle alem
 
 
Türkülerin onurusun
 
Türkiye'min gururusun
 
Ünün dünyayı aşıyor
 
Adın gönülde yaşıyor
 
 
Ninenin mektupları
 
Türkülerle okurdun sen
 
Hasreti sevgiyi alıp
 
Sazla, sözle dokurdun sen
 
 
Mızrap elsiz, teller sessiz
 
Sensiz kaldı ''Yaren'' sazın
 
Denizlili Goca EFE
 
Bırakıp gittin ansızın
 
 
Sen gittin gelmeyeceksin
 
O yerden dönmeyeceksin
 
Sen bizim yüreğimizde
 
Yaşayıp ölmeyeceksin
 
 
Allah'tan rahmet dileriz
 
Dualar hep seni bulsun
 
Nur içinde yat kardeşim
 
Mekanın da Cennet olsun
 
Özkan GÖNLÜM
 
01.03.2000
 
 
           
Özay Gönlüm' e Ninenin Mektubu
 
 
Ey benim umudumun Gandili
Göz yaşımın mendili
Dağdan, bayırdan aşı(r) madığım
Gözden, gönülden düşü(r) mediğim
Duaynan böyütdüğüm
Türküynen yörütdüğüm
Gardan, gışdan gayı(r) dığım
Bazlımaynan doyu(r) duğum
Güneş’im, Ay’ım
Yavrııım, bidenem, Özay’ ım.
 
Acı habar tez uleşdi
Elim, ayağım doleşdi
Gözüm garardı, yüzüm sarardı
Düğüm düğüm oldu boğazım
Lokmamı yeyemedim
Bi şey de deyemedim
Dondum galdım
Ne etcemi bilemedim.
 
Ey Goca efem, arkedeşim
Yavrıım, bidenem, can yoldaşım
Tarhanam, unum, bulgurum
Bu dünyada umudum, gururum
Tencerede aşım
Dinmeyen gözyaşım
Nerdesin bidenem, yavrııım
Ne ettin len
Nereye gittin sen
Benim yiğidimin ölüm nesine
İnsan habar verme mi ninesine…
 
Olsaydı habarım
Bu halimle goşarak
Dağı- daşı aşarak
Ben araya girerdim
Dikilir garşısına Azrail’in
Aslanımı bırakın, beni alın derdim.
 
Olur mu yavrııım, olur mu
Hiç böyle edilir mi
Doksan yaşındaki ninen
Goyup da gidilir mi..
 
Ey büyük Allah’ ım
Senin işine garışmam da
Bu işde bi yanlışlık var ama
Onun daha söylenecek sözü
Dillenecek sazı vardı
Ninesine mektupları
Hem okur, hem çalardı
Onu dinleyenler duygulanır
Hem güler, hem ağlardı.
 
Ninem derdi bana
Gocanam derdi
Yanık sesiyle türkü söylerdi
Böyle nasıl oldu bilemeyom
Epeydir habar gelmedi
Hasdeyim de demedi
Sesi soluğu bitivemiş
Aniden, sessizce yitivemiş.
 
Şindi n’olcek gari
Dostla bişeyle deyin bari..
‘’ Tellidir anam tellidir
Denizli’ nin horozları bellidir ‘’
Deye dağı – daşı aşan ses nerde..
‘’ Tepsi de tepsi fındıklar
Ayşe’ de Veli aga’ yı gıdıklar ‘’
Deye fıkır – fıkır coşan ses nerde..
 
Hanı nerde çoban Mustıfali
Goyunları gütmeyo mu
‘’Çöz de al Mustıfali ‘’ diyen Ayşe gelin
Oynemeye gitmeyo mu
Ses gelmeyo mu efemden
Garibim, yavrım, horozum
Türkü - türkü ötmeyo mu..
 
Ey büyük Allah’ ım
Neden böyle garar gıldın
Neden onu benden aldın
Neden beni derde saldın
Affına sığınırım
Bir sözüm var sana
Ben bile yaşarken daha
Neden gittin ona
Söktün ciğerimi benden
Tutuştu yüreğim,
Yandı bağrım
Affet beni Tanrım
Adaletten yana
İtirazım var sana.
 
Ey duaynan böyütdüğüm
Türküynen yörütdüğüm
Güneş’im, ay’ım
Efem, yiğidim, Özay’ ım
Ben gideydim yavrııım senin yerine
Sensiz yaşamaa
Sana gurban olayım
Gavuşdursun bizi Tanrım
Orda da seni bulayım
Yavrııım, bidenem, Özay’ ım.
Yavrııım, bidenem, Özay’ ım…
 
 
NİNENİN MEKTUBU
 
 
Amanın yavrım,
 
Ben öyle duyuyom, o gocuman memleketlerde cicili bicili, boyalı moyalı,
şıngırdak fıngırdak, kirpikleri takma, saçları sokma, onlan bunlan düşüp
kalkma, gözleri elde, etekleri belde, artanı da yerde, sıska mıska, şıbıldak
gibi bazı, çirkin mirkin hanımlar, gızlar oluveriyormuş. Amanın onlara
tutuluveren de, yanıveren de deme yavrım. Alceen gızın soyu sopu belli, saçı
sırma telli, eline el değmemiş, kötü süt emmemiş, sevisi derinde, eti butu
yerinde olmalı. Dizine otutturuverdin mi kucağın dolmalı, domuz hem evlenince
pazara kadar değil, mezara kadar varmalı. Ee hanım dediğini de alaya kattın
mı, koluna taktın mı yakışmalı, duvara attın mı yapışmalı. Bu sözlerimi eyi
dinle bakem, bi kulağından sok da öte kulağını tıka, çıkıvermesin len. Senin
nazlı Eminen ne güne duruyo?
 
Geçenlerde ekmek ediyodum. Açcık hamurum kaldıydı. Emine gelivedi.
"Koley gelsin ninem" deye artanını da o edivedi sağolsun. Maşallah bi olmuş
hopur hopur. Dilim dağı taşı gırkbin kere maşallah. Amanın, artanını da o
ediverdikten sonra iki süpürgü çalıvedi avluya, malların altlarını kürüyüvedi.
Ben de ah benim ak topanım, gövercinim, kalem kaşlım, nazlı gülüm, mor
zümbülüm, al bürgülüm, bol görgülüm, naha Alah seni allı başlı gelinler
edivesin, muradına er, gonca güller der, naha evlerine sarı sarı buğdeyler
yağıvesin deye dualar edivedim. Giderken de senin hesabiyetine şööle "e
gelinim olmecen mi len?". Sarmeştim de iki yaneceğinden şappudu şuppudu
öpüvediydim. Amanin misler gibi kokuyo len. Ee öpmek filan deyince o gül yüzün
gülüyo de mi? Seni gavurun piçi seni! Emi güzel yavrım, yokluğun köz oluyo
yüreğimde.
 
Dün akşamüstü kırmızı fistanımı geydim de şööle cami duvarına doğru
yukarı çıkıyodum. Elimi ardıma kodum. Bizim Zartlak Osman pencereyi açmış,
bende şööle oturdum. Bi de iradyoyu sonuna kadar açtıttırmış da havaları
dinliyon deyyodum. Beni görüvedi, "ninee!" dedi. "Eeey!" dedim. "Gel de bi
açcık oynayıvee" dedi. "Beni mi deyyon ay oğlum" dedim. "Heee" dedi. "Uleen"
dedim, "benden geçti gari a yavrim. Sen o karını, Gıygıdı İbram'ın gızını bi
cıscıbıldak soy, köyün delikanlılarını ünle, onların garşısında böyle şakkıdı
şukkudu bi oynatıve!". İyi dememiş miyim len? Sen olmayınca yokluğun köz oluyo
yüreciğimde. Gel gari yavrım. Yollara bakıttırma, gözümüzden yaş akıttırma.
Gel gari yavrım, gel gari! He hey.
 
 
NİNENİN MEKTUBU’NUN İNCELEMESİ
 
Mektup şehre okumaya giden toruna hitaben yazılmıştır. Özay Gönlüm mektubu ninesinin ağzından yazmıştır. Mektupta yöresel bir dil hakim. Yazarın yetiştiği yörenin söyleniş özellikleri ve hayat anlayışı mektuba yansımış. Mektubu dört ana başlık altında inceleyebiliriz.
 
 
            Bunlardan ilki köylü bir kadının şehirliye bakışı. Bu bölümde nine şehirdeki kadınların yapay güzelliklerine değiniyor. Kirpiklerinin takma, saçlarının boyalı, giysilerinin süslü olduğunu söylüyor. Aynı zamanda “etekleri belde”, “gözleri elde” sözleriyle iffet konusundaki duruşlarına da değinilmektedir. Burada gözümüzün önüne köylü bir kadının gözünden şehirli kadının profili çiziliyor ve onun bu sahte güzelliğine kapılmama konusunda bir telkinde bulunuyor. Bu tasvir de dikkati çeken bir diğer unsur “sıska mıksa” ikilemesi. Anadolu insanı için sıskalık bir zaaf olarak görülüyor. Şehirli kadının sıska oluşu nedeniyle küçümseniyor. Çünkü anadoluda yaşayan ve toprakla uğraşan biri için göz önünde bulundurulacak ilk şey tarlada çalışıp çalışamayacağıdır. Sıskalık bu açıdan bir zaaftır. Eğer bir kız kalıplı ise iş yapabilir. Aynı şekilde de estetik açısından da köylü ile şehirli arasındaki fark ortaya çıkıyor. Şehirli için zayıflık beğeni iken köylü için değildir.
 
            Mektubun ilerleyen kısmında nine torununa evlenilecek kişinin vasıflarını sıralıyor. Bu bakış açısı yöre insanın görüşlerine yansıtmaktadır. Nineye göre evlenilecek kişinin öncelikle soyu sopu belli olmalıdır. Çünkü bizim insanımızın bakışına göre insan aslına çeker. Aynı görüşün yörede halen devam ettiğini söylemek mümkün. Daha sonra “saçı sırma telli” deniyor. Yani uzun saç aranan bir vasıf. Bir başka aranan vasıf “eline el değmemiş” olmaktır. Bu aile yapısının temelini teşkil etmektedir. Bizim toplumumuza göre yeni nesilleri yetiştirecek olan anne iffetli ve namuslu olmalıdır. Onun hayatında kocası, babası ve oğlundan başka erkek yoktur. Bu cümlede istenen asıl mesaj budur. “kötü süt emmemiş” sözü ile iki şey kastedilmiş olabilir. Birincisi yazarın yetiştiği yörenin adetlerine bakıldığında annelerin çocuklarını abdestsiz   emzirmedikleri görülür. Abdest temizliği sağlar. Annenin abdest alması sütün iyi (temiz) olmasını sağlar. “kötü süt” kelimesi ile kast edilen diğer bir mana “haram süt” olabilir. Yani evine haram girmemiş denilmiş olabilir. Anne haram yerse sütünün de haram olacağına inanılır. Burada her iki anlamda kastedilmiş olabilir. “sevgisi derinde” sözü de bir başka özelliğe işarettir. Anadolu kadının sevgisini açıkça belli etmez. Yani hiçbir zaman isteyen olmaz. Hep istemen olur. Sevgisini açıkça belirtmek ayıp sayılır. “eti budu yerinde” ile yukarda belirttiğimiz kalıplı veya balık etli kişinin güzel görülmesi vardır. Hem evlenince pazara kadar değil mezara kadar vurmak sözü Anadolu insanının aile yapısını gösterir. Anadolu’da evlilikler basit nedenle yıkılmaz. Evlilikte en son düşünülecek şey boşanmadır. Burada belirtilen görüş budur. Çünkü ana doluda evlilikler basit nedenlerle yıkılmaz. Kadınlar bazı durumlarda çok zorluklar yaşasalar da boşanmayı düşünmezler. Yani evlilikler bir ömür boyu sürer. Nine bu vasıfları saydıktan sonra “alaya kattın mı, koluna taktın mı yakışmalı.”   diyerek güzellik yönüne de değiniyor. Bütün bu saydığım vasıfların yanında bir de güzel olsun diyor.
 
            Daha sonraki bölümde torununa yakıştırdığı kızdan bahsetmeye başlıyor. Kendine yardım edişi dolayısıyla kıza yardım etmeye başlıyor. Bu dua kısmında ayrı bir bölüm olarak ele alabiliriz. Anadolu insanı kendine yapılan bir iyilik karşısında sadece teşekkürle yetinmez dua eder. İlk dua “Dilim dağı daşı gırk bir kere maşallah” sözüdür. Bu söz yapılan bir güzel iş karşısında veya becerikli birisinin bu yeteneğini kaybetmemesi için yapılan bir duadır. Duanın ardından Emine’yi övmeye başlıyor. Söze “ak topanım” diyerek başlıyor. Burada Emine’nin ninenin gelin profiline uyduğunu anlıyoruz. Çünkü “topan” toplu manasına gelir. Sonra “gövercinim, kalem kaşlım, nazlı gülüm, mor zümbülüm , al bürgülüm, bol görgülüm” diye sözüne devam ediyor. Burada dikkatimizi çeken iki tamlama var. “al bürgülüm” ve “bol görgülüm” sözleridir. Bürgü Anadolu da örtü, eşarp yerine kullanılır. Kırmızı örtü örtmek genç kızların mahsus bir özelliktir. “bol görgülüm” diyerek görgünün toplumumuzdaki yerine vurgu yapılmıştır. Daha sonra tekrar duaya başlanıyor. Bu dua kısmında en önemli kısım “naha evlerini sarı sarı buğdaylar yığılavesin” cümlesi burada tarımla geçinen bir toplumun inaçlarına ve dualarına bu faktörün nasıl aksettiğini görüyoruz. Buğday demek bu yöre için hayat demek buda dualara yansımış en son bölümü ninenin başında geçen olay ve torununa duyduğu hasret olarak ele alabiliriz. Burada en dikkat çekici özellik lakap takma geleneğidir. “Zatlak Osman ve Gıygıdı İbran” lakaplarının kullanıldığını görüyoruz. Bilindiği gibi eski bir şahsa isim verileceğinden büyütmesi ve hak ettiği ismi alması beklenirdi. Artık çocuklar doğar doğmaz isim verilmesine rağmen insanların eskisi gibi kişilere özelliğine göre aldığı isimle seslendiğini görüyoruz. Bu atalarımızdaki ad verme geleneğinin bir devamı olarak karşımıza çıkıyor. Mektup ninenin torununa hasretini belirten kelimelerle sona eriyor. Diyebiliriz ki bu mektup tamamen yöresel bir dille yazılmış yörenin yaşam tarzı, zevkleri ve düşünceleri aynen mektuba yansımış. Her yönü ile yöre insanın bize yansıtan bir özellik taşıyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAYNAKLAR
 
 
 
 
 
 
 
                                                                                                                                         Hazırlayan
                                                                                                                                         Baki Yöney
 
  Bugün 8 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=