Gönülden Akan Taze Mürekkep
  Memduh Şevket Esendal
 
MEMDUH ŞEVKET ESENDAL
 
1.Öz Geçmişi :
 
Memduh Şevket Esendal, 29 Mart 1883’te Çorlu’da dogdu. Aile çiftlikle ugraşiyordu. Birbirini izleyen savaşlar yüzünden, düzenli bir ögrenim yapamadi, kendi kendine Fransizca,Rusça,Farsça ögrendi. Girdigi (1906) ittihat ve Terakki Cemiyeti’nde 1908’den sonra müfettiş olarak çalişti. Bir çok yerleri bu görevle dolaşti. Balkan savaşi patlayinca (1910) ,aile Çorlu’dan Istanbul’a göçtü.
Büyük Millet Meclisi kurulunca Anadolu’ya geçti,Atatürk’ün yanında yer aldı,Azerbaycan’da (Bakü’de) ortaelçilik görevinde bulundu (1920-1924). Sovyet Rusya’nın bu cumhuriyeti kaldırması üzerine İstanbul’a döndü. Galatasaray ve Kabataş liselerinde tarih-coğrafya öğretmenliği yaptı. Muhittin Birgen’in yayımladığı Meslek dergisinde öyküler yazdı. Mustafa Memduh adıyla Miras adlı bir romanı tefrika edildi. Bu yıllarda Sada-yı Hak gazetesinde ‘Melik Tavus’ adlı bir roman yayımladı. Tahran elçisi (1925-1930),Elazığ milletvekili (1930-1932),Kabil ve Moskova elçisi oldu (1926-1938). Bilecik milletvekili (1941) seçildi,aynı yıl CHP Genel Sekreterliğine getirildi. Bilecik milletvekilliğine yeniden seçildi (1946). 1945 yılında CHP Genel Sekreterliğinden ayrıldı.
Yaşamin son dönemlerinde bazi hastaliklara yakalandi ve bu yüzden de öykü yazmayi yavaş yavaş birakan Memduh Şevket Esendal 1952’de vefat etmiştir.
 
2.Kişiligi :
 
Esendal belli bir doğrultuda inançlarını korumasını bilen,tutarlı bir insandı. Sınavlarını dışardan vererek Mülkiye’nin ikinci sınıfına dek okumuştur. Babası ölünce okumayı bıraktı. Bir yandan gümrükte memeur oldu,ilk öykü denemelerini yayımlamaya başladı.
Kişiligini oluştururken hiçbir ögretiye,hiçbir ülkeye körü körüne bagli olmadi. Ülkemizin koşullarina uyan kendine özgü yöntem uygulamak istedi. Saffet Arikan Halk Partisinin Genel Sekreteri iken meslekler göre temsilciler seçmenin gerekli olacagini savundu. Bu görüşleri geçerli sayilmadi.
Halk adamıydı. Ayvansaray kahvelerinde dolaşırdı. Yapay olarak değil,yaradılıştan toplumcu aydınların,halk aydınlarının ülkemize yararlı olacağına inandırdı. Halkı kazanmak için onu sevmek gerektiği görüşündeydi.
 
3.İlk Öyküleri :
 
            Esendal adı,1946 yılında Ayaşli ile Kiracilari romanı ödül kazanmasaydı,ilgi uyandırmayacaktı. İttihatçıların bu gölge adamı,M.Ş., M.Ş.E., Mustafa Yalınkat,Mustafa Memduh,M. Oğulcuk gibi çeşitli imzalar kullanarak yazınımızın da gölge adamı olmak istedi.
Nurullah Ataç, ‘Memduh Şevket Esendal’i Meslek dergisi tanıtmıştı’ der. Gerçekten Rusya dönüşü para bakımından çok sıkıntı çeken Esendal,arkadaşı Taninci Muhittin diye bilinen Muhittin Birgen’in çıkardığı Meslek dergisine 35 öykü yazmış,karikatürler çizmiş,ayrıca Mustafa Memduh adıyla bir roman yayımlamıştı.
Gene Muhittin Birgen’in yönettiği,Nazmi Topçuoğlu’nun paraca desteklediği 1927 yıllarında İzmir’de yayımlanan Sada-yı Hak gazetesinde Esendal’ın Yezidilerle ilgili Melik Tavus adında bir romanı yayımlanmıştır.
Ama bu söylediklerimiz Esendal’ın ilk çalışmaları değildir. Babası öldükten sonra öğrenimini bırakıp 1900 yıllarında gümrük memurluğuna başladığı zaman ilk öykü denemelerine de başlamıştı. Bu ilk denemelerin hangi dergilerde,hangi gazetelerde yayımlandığı bilinmiyor.
Bildiğimiz ilk öyküsü ‘El Malının Tasası’ Ağustos 1912 tarihini taşıyor. Bu öykü Meslek dergisinde 31 Mart 1925 tarihinde ‘Vapur Davası’ adıyla yayımlanmıştı. Son kez ‘Temiz Sevgiler’ adıyla yeniden işlenmişti.
İlk öykülerinden bir başkası da 18 Aralık 1916 tarihini taşıyan ‘Gevenli Hacı’ dır. Ne var ki bu öykülerin yayımlanma tarihi yazılma tarihlerinden çok sonradır.
Yayımlanma tarihi 1911-1912 yıllarına rastlayan çığır gazetesinde,belki çok daha önce yazılmış 7 öyküsü bulunmuştur. Bu öykülerle kısa bilgiler vermekte yarar var.
Bu 7 öykünün adları : ‘İkisinin Arasında’ (sayı 39), ‘Korku’ (sayı 47), ‘Bomba’ (sayı 54), ‘Arkadaşım’ (sayı 60), ‘Hürriyet Gelirken’ (sayı 68), ‘Eyüp Sultan Yolcusu’ (sayı 75), ‘Altın Balıkları’ (sayı 83) dır.
Bu öykülerin günü dilimizde yazılmış gibi açık,anlatımı yalın,çarpıcı,düşündürücüdür. Örneğin ‘Hürriyet Gelirken’ öyküsünde hürriyet ilan edilince Marmara’nın küçük bir nahiyesinde neler olup bittiği anlatılır. Özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen,günün anlamından habersiz küçük insanların,Çehov anlatımına özgü bir incelikle işlendiği bu öykü şöyle başlar.
Bu sabah kalın bastonuna dayanarak hükümet dairesine giden müdür beyi görenler,her vakit ki gibi candarma çavuşu ile ortak beslediği kazlarını saymaya gidiyor sanacaklardı.
Esendal bu ilk öykülerini de M.Ş. imzasiyla yayimlamiştir. Ciddi bir araştirici Esendal’in daha önce yayimladigi ilk öykü denemelerini de bulabilir. Böylece Ömer Seyfettin’den önce temiz Türkçeyle yazilmiş yalin Esendal öykülerinin yazinimizdaki önemli yeri belirtilmiş olacaktir.
 
4.Öyküleri Hakkında Bilgi
 
            Bilindiği üzere,Esendal,sağlığında iki kitapta toplamıştı öykülerini: Hikayeler-Birinci Kitap (1946), Hikayeler İkinci Kitap (1946), On yıl sonra,Dost Yayınları,birinci kitaba Otlakçı (1958) ve ikinci kitapta da Mendil Altında (1958) adlarını koyarak yeniden satışa sunmuştu. Daha sonra,gene aynı yayınevi,öyküleri yeni bir düzen içinde yayımlamağa başlamış;rahmetli Tahir Alangu’nun düzenlenmesi ve önsözüyle iki cildi yayımlanmıştı. Bu düzen içinde yayımlanan ilk kitaba Temiz Sevgiler (1965), ikinci kitaba da Ev Ona Yakıştı (1971) adları verilmişti.
            Esendal’ın düzenlemesinde,her kitapta 25 öykü yer almıştır. Böylece,iki kitapta ki öykülerin toplamı 50’dir. Alangu düzenlemesinde ise,Esendal’ın düzenlemesi harman edilmiş,yeni bazı öyküler de eklenmiştir. Temiz Sevgiler’deki öykülerin sayısı 34,Ev Ona Yakıştı’daki öykülerin sayısı ise 35’dir. Yaptığımız bir karşılaştırmada,birinci kitapta 12,ikincisinde ise 7 yeni öykü yer almıştır. Çeşitli yazılarda verilen bilgilere göre,Esendal’ın öykülerinin sayısı yüz kadardır. Bazılar da bu rakamı iki yüz dolayında vermiştir. Kitaplarına girmiş öykülerin toplamı,bizim saptamamıza göre,70’dir. Ailesinin verdiği öykülerin sayısı 163’tür. Bunlardan birinin,Vassaf Bey adlı romanının bitmemiş bir nüshası olduğu anlaşılmış bulunduğundan,geriye 162 öykü kalır. Bu öykülerden bazılarının değişik adlarla kitaplarına girdiği,bazılarının da bitirilmediği anlaşılmıştır. Kitaplarında yer almış onlarla yer almamış olanlar,belirli oylumlarda kitaplaşacaktır.
            Burada şunu belirtelim ki,öykülerini böylece yayimlarken düzenleme ve kitaplara ad verme bakimlarinda çeşitli seçenekler çikmiştir karşimiza. Sonunda,sagliginda kendisinin yaptigi düzenlemeye bagli kalinmasi ve ilk iki kitabin ayni düzen içinde yayimi daha uygun görülmüştür. Sonraki kitaplarda ise daha özgür bir düzenlemeye gidilecektir. Bu düzenleme,öykülerin yazilişi ya da yayimlanmiş tarihlerine bagli olmayan bir düzenlemedir. Öykü kitaplarinin sonuncusunda,öykülerin yayimlandiklari yeri ve tarihi belirten bir dizin verilmesine çalişilacak,hiç yayimlanmamiş olanlar da orada belirtilecektir.
Öykülerin abecesel bir dizini de o kitaba eklenecektir. Esendal’ın öykülerini yeniden okurken,dilinin yalınlığı bir kez daha dikkatimizi çekmiştir. Ancak,gördük ki,Esendal kolay anlaşılmayan bazı sözcükler (kurada sözcüğü gibi) kullanmıştır. Bu arada,kişilerini konuştururken zorunlu olarak eski sözcüklere ve tamlamalara yer vermiştir. Sözgelişi ‘Kuvvetli Hükümet’ adlı öyküsündeki tutumu böyledir. Genç kuşaklarımızca anlaşılması biraz güç olan sözcüklerle tamlamaları ve bazı Arapça metinleri,bazı yer adlarını anlaşılır duruma getirebilmek amacıyla,her kitabın sonuna,öykü adlarını ve sayfa numaralarını belirterek bazı açıklamalar yer verilmiştir.
 
5.Öykülerin Dökümü :
 
Esendal 1946 yılında öykülerinin bir kısmını ‘Birinci Kitap’, ‘İkinci Kitap’ adı altında iki kitapta toplamıştı. Nurullah Ataç diyor ki, ‘Kitaplarının ikisi de üçer bin basılmıştı,basandan duydum,yarısı satılmamış.’ Her bir Kitapta 25 öykü vardı. Daha sonra Salim Şengil bu kitaplara kapak geçirerek I. kitabı Otlakçı, II. kitabı Mendil Altında adıyla 1958’de yeniden satışa çıkardı.
Esendal 1952 yılında öldükten sonra Salim Şengil mirasçılarıyla anlaşarak ‘Büütn Eserleri’ ni bsama hakkını aldı.
Tahir Alangu’nun araştirmasina göre yüzü aşkin öyküsü vardi. Bunlari yeniden gözden geçirerek tarih sirasina göre üç kitapta toplayacakti. Birinci kitap Temiz Sevgiler adıyla 34 öyküsünü içine almakta,İkinci kitap Ev Ona yakıştı adı altında 35 öyküsünü toplamaktaydı.
Alangu’nun Dost Yayınları adına yeniden gözden geçirerek düzenlediği bu öykülerde bazı yanlışlar var. Önce tarih sırasına göre yayımlanacağı bildirildiği halde buna uyulmamış. Ayrıca kimi öykülerin ne zaman yazıldığı işlenmemiş.
Öyküler tarih sırasına göre izlerken Esendal’ın gerek dili,gerekse anlatımı üzerine daha sağlam yargılara varabilirdik.
Alangu’nun hazırladığı Ev Ona Yakıştı adındaki Esendal’ın ikinci öyküler kitabında bir öykü değişik adlarla iki kez yayımlanmış. Bu kitabın 43. sayfasındaki ‘İki Kadın I’ öyküsüyle,209. sayfasındaki ‘Bir Kadının Mektubu’ öyküsü aynı öyküdür. Alangu gibi bir araştırıcı böyle bir yanlışa düşmemeliydi.
Alangu,üçüncü kitapta Esendal’ın öykülerin tamamladıktan başka,öykülerinin kaynakçısını,her öykünün yazılış,ilk ve sonraki yayım tarihlerini koyacak,önemli değişiklikleri belirtmiş olacaktı. Böylece araştırma yapmak isteyenler bu noktalardan geniş ölçüde yararlanacaktı.
Ne yazık ki Salim Şengil’in olanakları el vermediği için bu üçüncü kitap basılmadı.
 
6.Öykülerin Yapısı :
 
Esendal öykülerinde gözlemcidir. Yorum getirmeyecek yalın bir anlatımı vardır. Gereksiz sözden olabildiği kadar kaçınır. Bir oyun yazarının kişileri tanımlaması gibi kısa tümcelerle bir kişiliği belirtir: ‘Alay hekimi,ellilik,irice gövdeli,kumlu kalın sesli,baba bir adam’ (Seni Kahve Parkları). Güreşecekleri çağıran,belki eski bir güreşçi olan bir adamın tanımı: ‘İri şal sarıklı,yeşil yün kuşaklı,göğsü kış yaz açık,iri yarı,dinç bir ihtiyar’ (‘Düğün’) Bir başka tanım: ‘Arabacı yirmi beş yaşlarında,delişmen,dili biraz kekeme bir oğlan’ (‘Keleş’). Yalniz kişilerin degil,olayin geçtigi yer belirtilirken de onun yazarinin tanimalarini animsatan anlatimlar var. ‘Sıcak yaz gecesi,mahalle kahvesinin önündeki setin üstü sanki ufak bir bahçecikti. Ortada küçük bir havuz,içinde gazoz şişeleri,etrafında biraz çimen,kına çiçekleri’ (‘Pazarlık’). Bir başka yer tanımı: ‘yaz,öğle üstü,güneş yakıyor. Geniş dalgalarla uzanıp giden ovaların yüzünde ne bir köy görünüyor,ne de ufacık olsun bir ağaç’ (‘Keleş’).
Görülüyor ki bu kısacık tümcelerde kimi zaman fiil bile yok. Bu yalın anlatımın altında bir duygusal incelik sezilebilir. Doğaya olsun,insanlara olsun sevgiyle bakmanın inceliği bu.
Dikkat edilirse öyküleri arasında bir konunun iki değişik biçimde işlendiği görülür. Cumhuriyet öncesi döneminde candarma örgütünün,askerlik şubelerinin bozuk düzen gidişini anlatan bu öyküler ‘Gevenli Hacı’ ile ‘İane’dir. ‘Gevenli Hacı’da öykü üçüncü kişi ağzıyla anlatılır. Ne candarma örgütünü,ne askerlik şubelerini,ne de bir köy ağası olan Hacı’yı abartılmış bir yergiyle verir. Daha çok kendimize göre bir yorum bulmamız bırakılır. ‘İane’ öyküsünde konu Hacı’nın ağzıyla anlatılır. Hacı’nın ağzıyla anlatılan candarma örgütü daha acınası durumda,askerlik şubesi daha ezik bir silinmişlik içindedir. Hacı,kendisini haklı gösterecek bir tutumla olayı anlatır.
Belki Esendal öykülerine çalışırken değişik biçim denemelerine giriştiği için bu konuyu ayrı ayrı işlemişti. Kendisi bastırdığı kitaba yalnız ‘Gevenli Hacı’ yı aldı. Belki bu öyküyü kendi beğenisine daha yakın buluyordu. Alangu,öykülerini yeniden düzenlerken, ‘İki Kadın I’, ‘Bir Kadının Mektubu’ öykülerindeki yanlışlığa düştüğü gibi ‘Gevenli Hacı’ ile ‘İane’yi ayrı öyküler sanmıştır.
Ne var ki,yanlışlığa düşülmüş sanılsa bile,bunu bir yararı var. Öykü yazarının gerçeğe bakışını,gerçeği yorumlayışını,gerçeği değerlendirilişini düşündürür. Belli bir gerçeğin değişik kişilerin gözüyle nasıl başkalaştığını gösterir.
 
 
7.Esendal'ın Üslubu
Esendal'ın edebiyatımıza getirdiği en önemli yenilik, ele aldığı konuları büyük bir sadelikle işlemesindedir. Bu konular, yine sıradan insanların yaşamları etrafında gezinir. Öykücülüğe başladığı ilk yıllarda, dilde sadeleşmenin öncüsü olan Ömer Seyfettin''in izinden giden Esendal, ustalık dönemine eriştiğinde, hem Ö.Seyfettin'den, hem de kendi çağdaşlarından çok daha sade ve düzün bir dille yazmıştır öykü ve romanlarını. Uslübunda Çehov'un etkileri açıkça görülür. Hatta, bazı öyküleri, Çehov'dan yapılmış uyarlamalardır. Ancak bu etki, yazım tarzı, dildeki sadelik, kişilerin seçilişi ile sınırlı kalır. Esendal, Çehov'un karamsar bakışını tekrarlamaz. Kendi deyişiyle; insanlara yaşamak için ümid, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanır, insanları yoğunmuş mutfak paçavrasına çeviren ve yeise düşüren yazılardan hoşlanmaz; “zaten tam bir refah ve huzur içinde yaşamıyan bizler, bir de karanlık, kötü şeylerden bahseden yazılarla karşılaşırsa, bu insanları bir havana koyup ezmeye benzer".
 
Çehov gibi, öyküye hayatın rastgele seçilmiş bir anından sözederek başlar, çok canlı insan tiplerini anlatır. Bu tipler, eski edebiyatın yüceltilmiş kahramanları değildir. Öykü boyunca bilgiçlik taslamaz, yazarı işin içine sokup bilgece açıklamalarda bulunmaz. Şimdiki zamanda karşılıklı konuşmalarla ilerleyen öyküleri, okuyucuyu daha etkin kılmaya yöneliktir. Geleceğe olan inancıyla, toplumsal sorunlardan, kötü insan tiplerinden bahsederken bile, ufukta gördüğü ideal bir insanı da sokar işin içine.
 
Türk öykücülüğünün en önemli isimlerinden, yol açıcılarındandır Esendal. Hayatının büyük kısmı siyasi mücadeleler ve bürokratik görevlerle geçmesine rağmen, okunurluğunu ve önemini bugün bile yitirmeyen çok sayıda öykü, ve üç de roman yazmış, eserlerinden çoğu ölümünden sonra bir araya getirilmiştir. Mesela, "Miras" romanı gazete tefrikası olarak kalırken, "Vassaf Bey", ilk olarak 1983 yılında farkedilmiş ve kitaplaştırılmıştır. Siyasi arenadaki tanınmışlığını edebiyat alanında kullanmak istemediğinden, hikayelerini -on iki- takma adla yayınlamıştır dergilerde. Belki de büyükelçilikten gelme terbiyesi, Esendal'ın edebi yaşantısının çok sade, ün kazanma merakından uzakta sürmesine, etkilerinin genç sanatçı çevreleri ile sınırlı kalmasına neden olmuştur. Memduh Şevket Esendal, edebiyat sosyolojisi açısından değil, edebiyat keyfi açısından da önemini sürdürüyor.
 
8.Sonuç :
 
Esendal yazınımızda bir gölge adam olarak kalmak istedi. Siyasal yaşamda halk avcıları gerçek değerleri geriye itebilir,gerçek değerin etkisi görülmeyebilir. Yazınımızda böyle olmuyor. Yıllar sonra bile bir gömü çıkarır gibi,yazınımız gerçek değerlerini bulup çıkarma olanağı var. İşte Esendal yazınımızın bu türlü geç anlaşılmış değerlerinden birisidir.
Bir yere kadar yazının da politikası yapılmaktadır. Sanat dışı çabalarla zamanında gereğinden çok şişirilmiş nice ünlülerin bir balon gibi söndüğü,hiçbir şey kalmadığı görülmüştür. Zamanın silip götüren etkisine Esendal gibi dayanabilen çeşitli yönleriyle daha yeni yeni anladığımız pek az yazın adamı vardır.
Aslına bakılırsa Ömer Seyfettin’in öykülerinde bile yapmacık süsler,zorlamalı anlatımlar çoktur. Belki de arı Türkçeye yönelmeyi Esendal’dan başlatmak gerekecektir.
Her çağdaki yazın ortamında binlerce sanatçı vardır ki olmamıştır,unutulup gitmiştir. Etkisi sürüp gitmeyen gazetelerde M.Ş. diye birisi dikkati çekmemiş olabilir. Oysa bunca zamanı aşıp gerek dil,gerekse içerik bakımından yeni kalmasını bilen az öykü vardır.
Öykülerini bu kadar temiz bir Türkçe ile ,işlemesi,dili bu kadar ustaca kullanmasi,büyük bir öykü yazari olarak onu yarinlara götürürken,gösterişten kaçinarak,alçak gönüllülükle bakin kendisini bile nasil alaya aliyor: ‘Efendim,o benim marifetsizliğimden... Edebiyat bilmediğimden... Bilsem,öyle düpedüz yazarmıyım hiç?Köylü bir şeyi söylerken dikine,olduğu gibi söyler... Neden?Süs bilmez de ondan... Marifetli insanlar öyle yapmazlar. Sözlerine,yazılarına marifetlerini sokarlar,hünerlerini gösterirler... Mesela bir şey anlatıyorlar değil mi,bu,derler,müsellese benziyordu. Hayır,aslında o anlattıkları ‘müselles’ e benzemez,benzemiyordur. Ama marifetli olanlar böyle derler... ‘Müselles!i bilmezseniz,anlattığınız şeyi ‘müselles’e’ benzetebilir misiniz?Aslını sorarsanız,marifet,hayatın içinde hayata uymayan bir şeydir. Benim dilim kısa... İstediklerimi anlatabilmem güç...’
Aslında kendisini beğenmiyor görünürken,ne yazacaklarını iyice bilmeden gereksiz süslere girişen yazarları eleştiriyor Esendal.
Öykülerindeki acı gerçeklerde çarpıcı bir vurgulama olmaması,yüzümüze bir tokat gibi inmemesi,etkisi daha uzun sürebilecek değişik yorumlara götürebilir bizi. Yaşama değişik yönlerden bakmasını biliyorsak,daha başka bir sonuca varır,daha az duygusal oluruz. Belki de Esendal’ın hoşgörüsünde,günümüzde yaşayan bir ermiş gibi,böylesi bir olgunluk vardır.
 
 
  Bugün 11 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=