Gönülden Akan Taze Mürekkep
  Hikaye
 
HİKAYE
 
Olay Hikayesi :
 
Bütün sanat eserlerinde olduğu gibi öyküde de olay iki zıt gücün mücadelesi şeklinde tezahür eder. Bu mücadele şahıslar arasında olabileceği gibi,aynı şahısta da toplanabilirler. O zaman çatışma daha ziyade psikolojik bir muhteva kazanır. Olayın kendisini mühimseyen ve,onu öykü boyunca çeşitli yönleri ile irdeleyen öykü anlayışlaro olduğu gibi,olayı,önemseyen öykü anlayışları da vardır. İkinci tür öykü anlayışını benimseyenler daha ziyade anlatıma önem veren öykücülerdir. Kısa öykü mensur,genellikle muhayyile mahsulü veya gerçek bir olaya dayanmasıyla yazarın yeniden yorumladığı bir eserdir. Olayın veya olayların anlatılışı,karakterlerin düşünce ve davranışları ile bağıntılı bir biçimde ele alınır. Olaya dayanan öykülerin başlangıç,gelişme ve sonuç bölümlerinin belirlenmesi klasik öykü anlayışının bariz hususiyetidir.
 
Durum/Kesit Hikayesi :
 
Konu planlamasına önem vermeyerek olayın herhangi bir yerinden başlayan,akış halinde yaşamaların bir anına ışık tutan,her gün rastlanan kişileri,bir duygu,ihtiras veya hareket halinde anlatan bir öykü türüdür. Ayrıca bu türde öykünün bitmesi ile herşey bitmiş olmaz,bize yeni ufuklar,yeni tasavvurlar açılır. Kişiler,tamamiyle tanıtılıp söylenmez,kişinin yaşama şartları çevre ve zaman bize anlatılmaktan fazla sezdirilir.
 
Türk Edebiyatında Hikaye :
 
Türkler arasında öykü geleneği çok eskidir. İlk yazıya geçirilmiş örnekler arasında Budist öğretisini işleyen öykü yer almaktadır. Bu gelenek Budizmden sonra İslamiyeti yaymak amacıyla yazılmış öğretici öykülerin kaleme alınmasına sebep olmuştur. Bu arada sözlü gelenekte halk öykücülüğü devam etmektedir. Bu türünün yazıya geçen ilk örnekleri XIV., XV veya,XVI.a.da derlendiği tahmin edilen Dede Korkut öyküleri büyük bir önem taşır. Bunlar destanla öykü arasında mahalli yaşayıştan örnekler veren gerçekçi öykülerdir. Destandan sonra yerleşik medeniyete geçildiğinden halk öykülerinin bir kısmı,günlük hayattan gelen konuları geleneklik öykü düzenine sokarlar.
İslamiyetin kabulünden sonra Hint geleneği yanında Arap öykü geleneğinin de tesirine açılmış olan Türkler arasında bu dillerden yapılmış öykü tercümeleri yaygınlaşır. (Kelile ve Dimne,Kırk Vezir,Tütiname,Kamilü’l-kelam,Binbir gece.. vb. ).
Bu tercümelerin paralelinde ileride Divan edebiyatımızın mesnevi türünü olgunlaştıracak olan manzum öyküler yazılmaya başlanır. Tanzimat dönemine yaklaşıldığı sıralar da Süheyli’nin Süheyl-nadiri (1840),Ziyaeddin Seyyid Yahya’nın Gencine-i Hikmet (1848)’i gibi eserler neşrolunur. Bunlar eski öykülerden tanınmış zatların başlarından geçen hadiselerden,tarih ve siyerden bahseden eserlerdir. Avrupai tarzda öyküye yaklaşan ve fakat Kıssa’dan hisse (1870) gibi eserlerinde eski hikaye geleneğini devam ettiren Ahmed Midhat Efendi,aynı zamanda yenileşmenin getirdiği fikirleri de telkin eder. İyi vakit geçirtirken okuyucusuna veya dinleyicisine bir şeyler öğretmek arzusundadır. A.Midhat Efendi’nin Letaif-i rivayat*(25 kitap 1870/93) tarzı kendisinden sonra gelen popüler yazarlar (Ahmed Rasim,Hüseyin Rahmi Gürpınar) tarafından devam ettirilir
 
  Bugün 6 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=